Dermokozmetik Okulundan Hassasiyet ve Rozasea

Derimizin bir çok fonksiyonundan en önemlisi olarak rahatlıkla koruyucu duvar niteliğinde bir bariyer oluşturmasını sayabiliriz. Cilt bariyeri olarak adlandırdığımız bu duvar bağışıklık sisteminin bir parçası olmak ve dışardan gelen tehditlere karşı organizmayı korumakla birlikte, cilt homeostazını sağlamak ve deri altındaki transepidermal su kaybını önlemek başlıca görevlerindendir. Bu bariyer yapısı zarar gördüğünde ya da bozulduğunda cilt; patojen ve alerjenlere karşı savunmasız, reaksiyon oluşumuna müsait ve iç-dış nem dengesi sağlanamayacak kadar değişken bir yapı haline gelir. Bunun sonucunda ise hassasiyet başta olmak üzere bir çok cilt problemine davetiye göndermiş olur. Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda cilt hassasiyetinin önüne geçmenin yolu öncelikle güçlü ve sağlıklı bir cilt bariyerinden geçtiğini söyleyebiliriz.

Hassasiyete sahip cilt tipini detaylı inceleyecek olursak; kısaca cildin değişen çevre ve durumlara karşı tolerans eşiğinin düşmesi şeklinde özetleyebiliriz. Bu durumlarda hassasiyet ürünleri içeren bir günlük cilt bakım rutini uygulanmadığı takdirde hassasiyet artabilir, eritroz veya kuperoz oluşabilir, kılcal damarların geri dönüşümsüz bir şekilde deforme olmasına ve enflamasyon oluşturmasına bağlı daimi pembe-kırmızı cilt görüntüsünü oluşturan rozasea hastalığıyla sonuçlanabilir.

Cilt kronik sayılan bu noktaya geldiğinde oluşan rahatsızlığın kesin bir tedavisi yoktur, bu nedenle semptomların yönetiminde önleyici tedbirler ve yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde hastaların daha konforlu bir yaşam sürmesini sağlamak amaçlanır.

Hassasiyet ırk ve genetiğe bağlı olabildiği gibi çevresel faktörlere bağlı sonradan da gelişebilir. Hastanın şikayetlerinin ne zaman oluştuğunu sormalı, olabildiğince cilt durumuyla ilgili fazla bilgi almalı ve cildi dikkatli incelemeliyiz. Hassas cildin birden fazla belirtisi vardır. Bunlardan birkaçını ciltte karıncalanma ya da kaşıntı hissi, yangı, gergin cilt veya kızarıklık olarak sıralayabiliriz. Belirtilerin oluşması için belli bir sıra veya süre bulunmamakta ve hastanın hassas bir cilde sahip olduğuna karar vermek belirtilerin hepsini  göstermesini beklenmemelidir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise bu belirtilerin nemsizlik gibi başka cilt problemlerinin belirtileriyle benzese dahi ayrımının iyi yapılması gerekir. Nemsizlik problemi dolayısıyla oluşan bir hassasiyet mi yoksa cilt zaten yapısal olarak hassas ve alerjik mi sorusunun cevabı referansımız olacak ve tedavi için bu cevaba göre rutin oluşturulacaktır.

Hassas cilt normal cilt tipine oranla iç ve dış değişimlere karşı daha çok tepki gösterir. Tetikleyici değişimlere örnek hormonlar, stres, duygu durumları, beslenme ve günlük hareketler, kullanılan ürünler sayılabilir. Değişimlere karşı oluşan tepkilerin temelinde pro-enflamatuar sitokinlerin ve bazı nöromediyatörleri salgılanması yatmaktadır. Böylelikle hassasiyet belirtileri olan kaşıntı, batma, yanma hissedilir.

 

Teşhis konulan hassas cilt tipine öneriler:

Hassasiyeti tetikleyiciler belliyse maruziyeti azaltıcı önlemler alınması,

Sıcak-soğuk hava değişimlerinde cildi korumaya özen göstermek,

Baharatlı besinleri daha az tüketmek,

Alkol- sigara tüketimini azaltmak,

Zaten bariyer yapısı bozulan cildi güneşin zararlı ışınlarından korumak,

Bunlarla birlikte rutin oluşturulurken önerilecek dermokozmetik serilerden minimum aktif madde içerikte, hipoalerjenik özellikte ve parfüm gibi ekstra katkı maddelerinden arındırılmış ürünlerden seçilmesi en sağlıklı tedaviyi sağlayacaktır. Cilt hassasiyetle birlikte aynı zamanda alerjikse, ürünleri önerirken rahatlıkla gözle görülebilecek iç bilek benzeri bölgelerde denenmesi ve bir süre gözlenmesi, daha sonra hassasiyet olan bölgelerde kullanımına başlanması önerilmelidir. Ciltte aşırı hassasiyet bulunduğu durumlarda ataklarda ya da gün içinde birkaç tekrarla hassasiyet giderici ve yatıştırıcı termal sular ile cildi rahatlatmak amacıyla günlük rutinlere eklenebilir.